istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18.11.2011

Starbucks @İstanbul - Büyükada

 Şimd bu neden Starbucks postu giriyor diyeceksiniz. Herkesin bildiği, gittiği, çoğu kişinin de sevdiği bir yer. Ama benim yazma nedenim, bugüne kadarki  mekanlarından çok farklı olması. Kesin çok değişikleri vardır ama, bu benim gittiklerimin en değişiğiydi.


Bu dışardan görünüşü.

Buralar da içeri girdikten sonraki görünüm...





Ama en güzel kısmı bahçesiydi! Tam denizin kenarında, masaların ortasında havuz olan, çok şık ve ferah bir konumdaydı. Gündüz çok daha güzel görünüyordu fakat biz gece gidebildik ancak....






Veee isim sormadığını gördüğüm ilk Starbucks! Her ne kadar kahve manyağı olsam da, Starbucks'taki ilk tercihim daima tealatte!

 

Not: Son yayınlarımdaki fotoğrafların kalitesi çok çok kötü. Yanımda sürekli büyük makinemi taşıyamadığımdan, ya küçük makineyle, ya da cep telefonuyla çekiyorum. Uzunca bir süre fotoğraf çekemiyorum diye post yayınlayamıyordum bir türlü ama, çareyi küçük makineler ve telefonlarda buldum!

17.11.2011

Ada Hayvanları

Ada ile ilgili ilk yazımı buradan okuyabilirsiniz.


En şaşırdığım ve de mutlu olduğum şey, her yerde karşıma kedi köpek çıkmasıydı. Bunu da geçtim, hepsi birbiriyle huzur içinde kavgasız gürültüsüz yaşıyorlar. Fotoğrafta da görüldüğü üzere, kedi ve köpek karşılıklı uyuyor. Hepsi de insan canlısı. Hiçbir şekilde kaçmıyorlar ve elinizi uzattığınızda kendilerini sevdirmeye geliyorlar!



Hiçbirini pas geçmeden  sevdim! Ama ne yazık ki hepsinin fotoğrafı yok =(( Olanların da tümünü yükledim zaten...




Aşağıdaki fotoğrafı da otel penceresinden çektim. Neden hayvanların insanlardan kaçmadığının en büyük ıspatı da bu sanırım. Ada halkı ve hayvanlar arasında büyük bir sevgi bağı var. Kimse onları kışkışlamıyor ya da onlardan koşup kaçmıyor. Tüm esnaf onları elleriyle besliyor. Hatta tüm kediler dükkanların, restoranların içinde, ama kimse gıkını bile çıkarmıyor. Ne kadar güzel değil mi?


 

Martılar bile insanlarla iç içe yaşıyor. Bu yavrucak biz kahvaltı ederken geldi yanımıza. Besbelli yemek bekliyor...  

16.11.2011

Büyükada'nın Değişik Yüzü



Geçtiğimiz Kurban Bayramı tatilinde, Büyükada'daydık. 2 kişi gittik. Ne kadar az insan, o kadar az dert! 
Ben bu yazıyı "şurayı gezdim, burayı da gezdim" amaçlı yazmıyorum. Ada'nın daha değişik bir yüzünü yansıtmak amaçlı yazıyorum.
Buraya gelmeyi kararlaştırmadan önce nereye gitsek diye çok düşündük. Seçenekler arasında Bursa, Kapadokya, İzmir gibi bir çok seçenek vardı. Ne de olsa insan sık sık İstanbul'a gidiyor bir şekilde. Ada'ya da gidilebilir yani... Bu bizim uzun süredir planladığımız bir şeydi. Koca yaz yerimizden kıpırdayamadık. Ama en sonunda yıllardır dileyip de yapamadığımız ada seyahatimizi sonunda bu tatilde gerçekleştirdik.

Otelimizi ayarlamıştık gelmeden. Hakkında iyi yorumlar okuduğum bir oteldi. Ada'ya ilk ayak bastığımızda karşılaştığım kalabalığı anlatamam! Tatil olması nedeniyle herkes akın etmiş. Yürümeye yer yok desem yeridir! Arap turistlerden bahsetmiyorum bile... 

Kalabalığı yararak otelimizi aramaya koyulduk. Öyle kötü otel ve pansiyonların önünden geçtik ki, öncesinde ben bir "eyvah" dedim içimden... Kısa süreli bir arayışın ardından otelimizi bulduk. Meğer yukarılara çıkıp dolanmamıza hiç gerek yokmuş. Hemen iskelenin karşı arasında kalıyormuş yeri. Şanslıydık galiba... Otel çok güzeldi. Personeli gayet hoştu. Konumu ve manzarası güzel olan bir oteldi. Eşyalarımızı bırakıp hemen Ada'yı keşfe çıktık....




 

Koskoca Prof. Dr. Şener Üşümez Ada'ya gelmiş, çekmeden olmazdı! =)))

 
Ben buraya ortaokul yıllarımda ailemle gelmiştim. O zaman şu çok meşhur olan Aya Yorgi Kilisesi'ne çıkmıştık. Çıkmışkan oradaki restorantta yemek de yemiştik. O kadar yolu çıkıp inmenin çok da gerekli olmadığını ve hava şartlarını da düşünerek, bu ihtimali planlarımız arasına katmadık!

 Zaten dışarı çıktığımızda saat 3 olmuştu ve mevsimden dolayı hava 2 saat sonra kararacak ve her yer buz gibi olacaktı. Önce yemek yedik ve daha sonra kalabalığı aşıp, yukarı doğru ilerlemeye başladık.
 Faytonlar her yerde! Burada ulaşım bisiklet ya da faytonlarla sağlanıyor. Çoooook uzuuuuun fayton kuyrukları var... Her yerde tezek kokusu... Ama bu bile mekanın güzelliğini bozamıyor...

 Yol boyu binlerce köşk, müstakil ev ve küçük apartmanlar gördük. Hepsi de çok asortikti. Hem güzeller, hem de korkutucular. İnsan ister istemez soruyor kendine burada yaşanabilir mi diye. Sanırım ev sahiplerinin %90'ı yazın kullanıyor o evleri. Çoğunda yaşam belirtisi yoktu. Ulaşım zımbırtısı zaten çok korkunç. İskeleye çok çok uzakta binlerce ev var. Tüm yaşamsal aktiviteler de merkezde zaten. Marketler, restoranlar, faytonlar, vs...





 2 saate yakın tur attıktan sonra otele 5 çayı için dönmeye karar verdik. Biz dönerken hava neredeyse kararmıştı ve saat çoktan 6'ya yaklaşmıştı...


 Sabahki iskelenin fotoğrafı yok ama, son vapurdan sonra o kalabalığın böylesine boşalmasına şaştık kaldık!



Nihayet o soğuktan sonra, sıcacık otelimize varmıştık. 5 çayı da gayet güzel ve doyurucuydu. Pasta, börek, salata, sınırsız çay-kahve ve meşrubat... Akşam yemeği yemeye halimiz kalmamıştı. Ama hemen kendimizi otelden dışarı attık. Gece oraların nasıl göründüğünü merak ediyorduk...


Sokaklar bomboştu...

 Gündüz adım atmaya yer olmayan meydanda yalnızca 1-2 kişi geziniyordu. Biraz tur attıktan sonra anladık ki, geceleyin ada aktivitesi sahildeki balıkçılarda fasıl eşliğinde keyif yapmakmış. Bir çok ünlüye de rastladık orada. Benim mide rahatsızlığımdan dolayı içki içme yasağım var. 2 aydır tüm eğlence ortamlarından uzağım. Bu yüzden meyhane tarzı yerleri seçmedik. Halbuki çok güzel görünüyordu uzaktan... Neyse...

 Bence buranın gece büyüsü bambaşka... Sessiz, sakin ve güzel... Günübirlik gelmeyip de gece kaldığım için çok mutluyum ve bu yüzden de kendimi şanslı hissediyorum. Bu mevsimde burayı görmek de bence ayrı bir güzelmiş. Bu yüzden yazının başında ayrı bir yazı bu dedim. Çünkü genelde yapılan ada aktivitelerinden farklıydı bizimkisi. Kilise vs gezmedik. Faytona binmedik. Tepeden İstanbul manzarası izlemedik... Ama gece yaşamını görmüş olduk... Ve iyi ki de gördük... 1 günlük gezi bile olsa hala tadı damağımda...