yemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4.07.2012

Varuna Gezgin (Cafe Del Mundo) @Ankara



Varuna, aslında Eskişehir'de meşhur olan bir yermiş. Hiç gitmediğim için yorum yapamıyorum. Yorumlarım  ancak burası için olacak. Cafe'nin yeri Tunalı'da, kapanan Mc Donalds'ın olduğu arada. Sağ kısımdan biraz yukarı çıkınca. Dekorasyon muhteşem. Sağda ve solda bir çok rengarenk plakalar var. Her ülkenin kendine özgü araba plakaları, sokak isimleri, kural tabelaları var. Ayrıca minik minik tepsilerde vintage reklam panoları (hepsi de içki ile ilgili) var. Hem gece hem de gündüz bir çok kez gittim ben. Çalan müzik de çok sesli değil, Radiohead, Bat for Lashes gibi çok soothing şeyler çalıyorlar. Bu zaten artı puan!

Diğer iyi bir durum ise, fiyatlar çok makul. Yeni açıldığından böyledir diye düşünüyorum. Fiyatlar artıp kıymete binmeden koşup denemek lazım! 

Bir çok yemeğini de denedik arkadaşlarla. Geçer not alır. "Süper oğlum muhteşem!" diyecek kadar özellikli olmasa da, fiyatını da göz önünde bulundurduğumuz zaman sınıfı geçer.

Hamburgeri güzeldi. Çift köfte ile getiriyorlar. Köfteler kendi üretimleri. Yanında patates ve soslarla geliyor. Sosları yetersiz buldum.
 


 

Tikka Masala, yine çok süper olmasa da, gerçeğini andırıyordu. Konsepti "gezgin" olan bir işletmenin daha çok dünya mutfağına yer vermesini isterdim açıkçası.

 


Aşağıda görünen koca sandviç ise Biftekli Sandviç. Malzeme çok boldu. Ekmeği göründüğü kadar iştah kabartıcı değil. Pek sevmedim. Ama yoklukta da gider, hakkını yemeyelim.

 



 Bu da Hellimli Salata. Her ne kadar tadına bakmasam da, yiyen arkadaş güzel olduğunu söyledi. Görüntüsü de cezbediciydi. Yine malzemeler çok bol!

 

Menüyü de fotoğrafladım. Şimdilik fiyatlar Tunalı civarı için çok uygun. Sonbahar sonu fiyatlar artar diye düşünüyorum. Kahveleri çok güzel, ben bayıldım.Yalnızca kahve içilmeye bile gidilebilir.


Menüde her ne kadar alkol bulunmasa da, aslında var! Bira istediğinizde aşağıdaki sevimli bardaklarda geliyor. Her biri birbirinden farklı desende.


Gündüz o kadar gitmeme rağmen, bir türlü dekorasyonu çekmek aklıma gelmemiş. Aşağıda geceden görüntüler var. Ama fikir açısından yardımcı olur diye düşünüyorum...





20.06.2012

Barbekü Chicken

Bu seferki keşif, biraz değişik. Bir kaç kişiden duymuştum burayı daha önceden. Fırsatını bulur bulmaz da oranın bir müdavimi ile birlikte gittik. Tam olarak yeri Kocatepe tarafından gelirken, Olgunlar Sokak'a girer girmez sol tarafta kalıyor. Bir ara geçiyorsunuz sadece...

Burada sadece tavuk var. Yanılmıyorsam menüde köfte de gördüm, ama tavuk köftesi miydi tam emin değilim. Ama gidilecekse buraya, ilk önce mutlaka buranın spesiyali olan barbekü tavuk tadılmalı. Pişirme yöntemleri çok değişik. Tavuk butlarını önceden sosluyorlar, bildiğimiz piliç çevirme usulü pişiriyorlar. Fakat pişirirken, tavuk ayrıca iki ızgara arasına sıkıştırılıyor.

Siparişlerden hemen önce masaya ikramlar geldi. Ana yemekler gelene kadar idare edebilecek kıvamda. Kırmızılı tabak acı sevenler için ideal. Yoğurtlu sos da çok bildiğimiz tatlardan değil aslında. Hardal ile harmanlanmış, baharatlarla da tatlandırılmaya çalışılmış. Deneysel bir çalışma olmuş aslında =))

 Daha sonra aşağıda görünen, mekanın starı masaya geliyor. Pilav miktarı pilav severlere az gelebilir. Tadı çok akılda kalıcı değil. Ama tavuk mükemmel. Pilav olmasa da olur. Hem sosu, hem pişirilme kıvamı muhteşem gerçekten.

 

Aynı tavuğun ayıklanmış olanını da istemek mümkün. Çatalla bıçakla uğraşamam, elimle de yiyemem diyenler, bunu tercih edebilirler. Tek fark görüntüsü!

 

Bu da başka bir seçenek olan tavuk kaburga. Bu da gerçekten çok güzel. Anladım ki, tavuk olayında kötü bir tada rastlamak mümkün değil burada. Barbekü daha önceden denenmişse, diğer sefere bu da tercih edilebilir!


Menüde yok ama, daha önceden gelen arkadaşın tavsiyesi üstüne ev yapımı profiterol istedik. Gerçekten iyi de ettik. Çikolata sosu, hamurun kıvamı gerçekten çok güzeldi. O gün yediğimiz her şeyden çok tatmin olduk.

Mekana gelince, genelde gelen profili öğrenciler ve o civardaki çalışanlar. Fiyatlar çok çok uygun. Fonda genelde sessiz sakin yabancı müzik çalıyor. Kızılay civarlarında böyle bir şeye rastlamak pek mümkün değil. Mekan ufacık. Ancak 4 masa sığıyor içeri. Görünüm olarak çok büyük beklentilerde olmamak lazım. Fakat insanın yolu bu tarafa düşerse ve amaç güzel bir yerde oturmak değil de, leziz bir şekilde karın doyurmak ise, işte sizlere bulunmaz bir fırsat!

14.03.2012

Yakitori

Yakitori, Japonya'da çok çok ünlü bir yemek. Türkiye'deki her Uzak Doğu restoranında da yakitori bulmak mümkün. Çok farklı bir şey değil aslında. Şişe geçirilip, ızgara edilmiş soslu tavuk da denilebilir aslında. Ama her Japon yemeğinde olduğu gibi, asıl olay sosta!


Benim elimde de yakitori sosu olunca, arada bir bu leziz şeyi yapmadan olmaz tabii ki... Öncelikle şunu söyleyeyim, Türkiye'de bu sos hiçbir yerde satılmıyor. Ama burası hariç dünyanın hemen hemen her yerinde bulunabilir bir şey. Yurtdışına çıkan herhangi bir eşten, dosttan, akrabadan istetilebilir. Yalnızca denemeden önce şunu bilmekte fayda var, tatlı ve tuzluyu birbirine karıştırmayı sevmeyenler denemesin. Çünkü bu tatlı bir sos. Nasıl yapılır derseniz... Yapılışı çok basit!

Öncelikle tavukları orta büyüklükte küp küp doğruyoruz. (ne kadar yiyecekseniz o kadar, miktar vermiyorum)

Daha sonra tuvukları bir kaba alıp, üzerine bolca (abartmadan) sostan sıkıyoruz. Azıcık da zeytinyağı ilave edip bir güzel harmanlıyoruz. Peşine şişlere diziyoruz. Orjinalinde aralarına pırasa diziliyor ama ne yazık ki bende yoktu. Gerçek tadı alabilmek için, mümkünse bu tarifi mangal sefası sırasında deneyin. Izgarada pişmesi gerekiyor çünkü. Ev ızgaraları da olur. Fakat ben tavada yaptım. Tavada yapmak isteyenler de tavayı yağ koymadan iyice kızdırsınlar. 

İlk seferde yağ eklemeye gerek yok. Eğer gerek görülürse sonradan ilave edilebilir. Döndüre döndüre dilediğiniz şekilde pişirin. Arada tekrar fırça yardımıyla pişmekte olan tavuklara sostan sürün.Veeeee yakitori hazır! İşte bu kadar basit ve çabuk bir yemek.


28.11.2011

Kıtır Üst Kat @Ankara

 Buraya ilk gidişim yazın sonlarına denk gelmişti. Çoktandır ilk fotoğraflar telefonun içinde beklemedeydi. Fotoğraflar yayınlanmayı beklerken 2. kez gittim. Daha fazla fotoğraf oldu =)) Yazmak bugüne kısmetmiş... Adından da anlaşılacağı üzere, mekan Tunalı'daki Kıtır'ın üst katında. Bence ambiyans olarak çok hoş. Ambiyansı geçtim, bir pubdan beklenmeyecek ölçüde güzel bir menüsü var. Her birinin de hakkını sonuna kadar veriyorlar. Fiyatları deseniz, Tunalı ortalaması... İçki fiyatları gayet uygun. Peki biz ne yedik? Buyrun: 






Tahinli Tavuk! Bunu arkadaşım tercih etti. Ben tahin çok sevmesem de, tadına bayıldım.Ayrıca gittiğim yerlerde et yemeklerinin yanına pilav yerine sotelenmiş sebze verdiklerinde ayrı bir mest oluyorum. Ekstra takdir ediyorum o işletmeyi.

 Veeee Tavuklu Meksika Salatası! İşte bu benim favorim! Normalde gittiğim hiç bir yerde salata tercih etmem. Çünkü 3-4 parça tavuk koyup, bol bol yaprak yedirtirler size. Fakat bu öyle böyle değildi! Malzeme bakımından o kadar zengindi ki! Yemeğin sonuna geldiğimde, tıka basa doymuş olduğumu hissettim!


Bunlar da son gidişimizde yediklerimiz...


 Biftekli Quesedilla... Gerçekten porsiyon büyük ve tadı da çok iyi. Tek kusuru biraz fazla tuzlu olmasıydı. Yanlışlıkla tuzunu kaçırmışlardır diyoruz ve diğer yemeği tadıyoruz...



Tavuklu Fajita! Bu da gayet beğenimizi toplayan bir seçim oldu bizim için. Gecenin sonunda şişkinlikten yürüyemedik bile... Sonuç olarak bizi memnun etmeyi başardı bu ÜstKat. Artık Tunalı'da yemek yemek için saatlerce mekan aramaya son! İlk adres burası!

21.11.2011

Kuki+ @Ankara


 
Fırsat sitelerinin birinden, haftasonu için  Kuki+ 'tan kahvaltı satın almıştık. Çoktandır gitmek istediğim bir yerdi. Hazır karşıma çıkmışken, bahaneyle gitme fırsatı buldum.

Menüsü çok zengin. Hatta mutfağı ödüllüymüş. İçinde pasta kursu da veriliyor. Mekan gayet güzel. İç mekan da dış mekan da oturmak için uygun. İlla cam kenarında oturulacak diye bir husus yok. Zaten aydınlık bir mekan ve ısıtması da gayet iyi.

Gelelim kahvaltıya...

Kahvaltı 2 kişilik olduğu için (fırsat sitesinde), kocaman bir tahtanın üstünde ortaya servis ediliyor. Göz doyurması önemli... Gözümüz yeterince doydu zaten...


Tereyağ lazzetliydi. Bal da öyle. Bir de ceviz reçeli vardı. Fakat bal ve reçelin üstü kabuk tutmuştu. Bugüne kadar başıma öyle bir şey gelmedi. Ağzı açık diye mi öyleydi, başka bir şeyden mi bilemedim...


Peynirleri kaliteliydi. Tulum peynirini de sevdim. Domates ve salatalık için iç açıcı şeyler söyleyemeyeceğim, çünkü mevsimi değildi. Ama bu kadar beyaz domates bulmak da ayrı bir marifet bence! Tadına bile bakmadım doğal olarak... Sosis ve patates kızartmasına yorum yapmaya gerek yok zaten. Normal standartlardaydı. 

 

Kendi yapımları olduğu belli olan küçük zeytinli ekmekler getirdiler masaya. Çok beğendim ben. Zeytinyağı ve zeytinlerin tadı da ortalamanın üstündeydi. Bir de sahanda yumurta vardı ki, kendimden uzak tuttum. Yumurtanın kötü olduğundan değil, yumurtadan nefret ettiğimden! Ucundan tadına baktım, yetti de arttı bile. 
 

Genel olarak diyebilirim ki, hafta sonumuza renk katan bir kahvaltıydı. Şu kötüydü bu kötüydü denilecek bir şey yoktu içinde. Ortalamanın üstündeydi. O kadar çok yemişim ki zaten, 5-6 saat karnım hiç acıkmadı!

10.06.2011

Flat X2 @Arjantin

 Arjantin dediysek, Ankara'daki Arjantin Caddesi'ni kastettik elbet! Neyse efem, geçen ayın sonlarına doğru, pukhsinitha prenses hazretleri teşrif ettiler Ankara'ya. Fırsat bu fırsat, kızkıza girmediğimiz, gitmediğimiz bir lokasyon kalmadı. Aslında niyetimiz makaroncuyken, Sushico'ya gitmeye, Sushico'ya giderken de buraya gidip yemek yemeye karar verdik. Bu ne istikrar!

Öncelikli olarak mekanın görünüşünden bahsedeyim. Tunus Caddesi ile kıyaslarsak, burası daha ferah ve manzarası daha bir hoş. Daha modern bir oluşum gördüm ben bu şubelerinde. Menü ise aynı. Tek fark fiyatlar! Adamlar düşünmüş taşınmış, madem o yokuşu çıkacak aklınız var, 3-4 lira daha fazla verecek paranızda vardır demişler. Fiyatlar farklı derken, uçurum yok tabii ki, 3-5 liralık bir fark bu. Ben bu sefer çok farklı(!) olarak, cheddar burger istedim. Arkadaşım ise biftekli wrapper istedi. Keşke ketçaba gömmeseymiş de, fotoğraf daha iyi çıksaymış =)



Genel olarak ortam iyiydi. Yolu o taraflara düşenler için gidilebilecek bir mekan olarak tavsiye edebilirim. En azından bir kez olsun denenebilir. Eğer Tunus Caddesi'ndeki mekan hakkındaki yazımı okumak isterseniz, buraya bir tıktık etmeniz yeterli.

5.05.2011

Flat @ Ankara

Flat, ilk olarak benim için 2 sene önce arkadaşlarla bir buluşmaya sahiplik yapmış, Tunus Caddesi'nde bulunan bir mekan. İlk gittiğimde, koltukların olduğu tarafta oturmuştuk. O zamanlar Marilyn Monroe ya da o tarz retro desenli koltuklu mekanların henüz boku çıkmamıştı ve bana çok hoş görünmüştü. Arkadaşlarımdan birinin tavsiyesi üzerine hamburger yemiştim. Fena sayılmazdı, ama bayılmamıştım da... O gün bir Ankara "pazar" günü olduğu için mekan çok dolu değildi. Ama gidilebilecekler listesine koymuştum ben orayı...

Bir gün iş çıkışı pukhsinitha, Ş. ve ben, nereye gitsek diye düşünürken birden aklıma "flat" geliverdi. Gitmeye karar verdik, kapısına vardığımzda kulaklıklı zebellah bir abi "rezervasyonunuz yoksa almıyoruz" dedi... O kadar şaşırdık ki, 3ümüz de cevap veremedik. Daha sonra adam şaşkınlığımızı anlamış olacak ki, "yarım saat oturabilirsiniz, ama sonrasında masanın sahipleri gelecek" dedi. Mal gibi kabul edip geçip oturduk. Birer Ice Tea içip kalkmıştık... Şimdiki aklım olsa girmezdim... Neyse, o gün bugün, mekana gıcık olduğumdan bir daha hiç uğramadım...

Geçenlerde GOP taraflarına işim düştü, dönüşte de hava güzel olduğundan yürüye yürüye aşağı inmeye karar verdim. Arjantin Caddesi'nden inerken bir de baktım ki Flat! Oraya da açılmış! Şaşırarak yoluma devam ettim. Ben şaşırırken, birden Skingrat'ın telefonu ile irkildim! "Evden çıkayım da yemek yiyelim" dedi. Buluştuğumuzda uzunca süre nerede yemek yiyeceğimize karar veremedik. Koskoca Tunalı'da, Bestekar'da hiç yer beğenemedik. Birden ampul yandı ve "haydin Flat'a gidelim" dedik, ve 2 sene önceki küskünlüğümü, merakıma da yenilerek, bozdum. Fakat yine Tunus'takine gittik. Arjantin'e çıkamayacak kadar yorgunduk zaten.

Hava da güzel olduğundan, bahçe kısmında, çok güzel bir masada (konum olarak) oturduk. İlk gittiğimizde mekan çok kalabalık değildi. Biz de aç olduğumuzdan 2 tane Flat Hamburger ve limonlu soda sipariş ettik.



Hamburgerlerin formatı değişmiş 2 senede. Ama iyi de olmuş. Biraz Num Num ve Timbo'dan arak bir format olsa da, gereğinden fazla doyurucuydu, lezzetli de denebilirdi... İlginç olan ise, 2 senede fiyatların değişmemesi. Yemeklerin fiyatları bu civarlara göre gayet uygun sayılır. Ama bu uygunluğu içeceklerle dengelemişler. Onlar da gereğinden fazla uçuk... İki şubede de fiyatlar aynı mıdır bilemiyorum, ama en yakın zamanda diğer şubeyi de denemek istiyorum!

Yemekten sonra birer kokteyl almaya karar verdik. Kokteyl bakımından gayet geniş bir menüye sahipler. Fotoğraflarını da görebilmek mümkün. Günlere göre bazı kokteyllerde indirimler varmış. Normalde fiyatları 18 tl olan kokteyller, indirimde 12 tl'ye düşüyor. O gün şansıma viskili kokteyllerde indirim vardı. Viski benim en sevdiğim alkollü içkidir. Seçeneklerim arasında viski varsa, mutlaka ilk tercihim o olur. Oradaki servis elemanı bana içlerinden en tatlı olanı önerdi. Kızlar genelde buna bayılıyor dedi. Halbuki bilmiyor, ben tatlı şeyleri sevmem! Ben de tatlı sevmediğimi, hatta sert kokteyller sevdiğimi söyledim.  O da öneri almak için barmene sormaya gitti. O gittiğinde ben aslında çoktan seçmiştim... Adını hatırlamıyorum ama yanında muz ve nane aromalı yazıyordu. Skingrat ise nar ve portakal aromasını görünce her zamanki gibi dayanamadı... Siparişleri verdik. Sanırım barmen söylediklerimi dikkate almış olacak ki, gayet sert, gayet aroması yerinde, şuruba boğulmamş bir şey geldi... Diğer tercih ise çok tatlıydı ve içkinin sadece ruhu vardı... Ama güzel olan, mekana kafamızı çevirip baktığımızda, hafta içi olmasına rağmen tüm masaların dolu olması ve chill out müzik eşliğindeki ambiyanstı. Normal hayatta chill out tercih etmediğim bir müzik türü olsa da, bir mekana gittiğimde en çok bundan zevk alıyorum... İstemeyerek de olsa, içkilerimizi bitirdikten sonra kalkmak zorunda kaldık. Bir daha gider miyim? Yep!

Edit: Eğer Arjantin Caddesi'ndeki şubeleri hakkındaki yazımı okumak isterseniz, sizi şöyle alalım.

23.02.2011

Cafe Botanica @ Ankara

Pazar günü pukhsinitha ve Ş. Ankara'daydılar. Aslında birkaç gündür buradaydılar ama pazar günü sabah sınavım olduğu için, sınav sonrası görüşmeye karar verdik.

Sınav sonrasında, Skingrat ile buluştuk. Uzun süre yemek yiyecek yer aradıktan sonra Bestekar Sokak'ta bulunan Otantik Kumpir'de kumpir yemeye karar verdik. Pukhsinitha ve Ş. tok oldukları için 1 saat sonra bize katıldılar. Buluştuğumuzda, daha önce 1 kez arkadaşlarımla gidip, çok övdüğüm Cafe Botanica'ya gitmeyi önerdim.

İlk gitmemin hikayesi biraz değişik. Bir gün yine arkadaşlarla yemek sonrası güzel bir kahve içecek mekan ararken aklımıza Bülten Sokak'ta bulunan Sardunya gelmişti. Gittiğimizde tüm masalar doluydu (zaten çok küçük, 5-6 masa anca vardır). Oradaki görevli Botanica'ya gitmemizi önerdi. Orası da onlarınmış. "Orası da güzel, öneririm" dedi. Yerini tarif etti, "buradan gidin, önce sağa sonra sola (?), karşınıza çıkar" dedi. Hepimiz de ok deyip ayrıldık oradan. Hava o kadar soğuktu ki, gitsek mi diye düşünüp, "e gidelim o zaman" diye karar verdik. Herkes birbirine güvenmiş olacak ki, kimse adamın yol tarifini tam anlamıyla dinlememiş. Skingrat'ın iddiasıyla hepimiz peşine takıldık. Bir yokuşa ulaşınca da her birimiz "burada olamaz" diyip geri dönmeye karar verdik. Zaten hava o kadar soğuktu ki, kilitlenmiştik adeta. Aslında doğru yoldaymışız. 1 hafta sonra tekrar adamdan yol tarifi alıp gittiğimizde öğrendik bunu =))

Mekana girer girmez hepimiz büyülenmiştik (yine aynı tayfa). Çok kalabalıktı. Bize zar zor yer ayarladılar. Şarabını yudumlayanlar, birasını içenler, diğer masadan gelen kahve kokuları, önümüzden geçen büyük porsiyonlu tabaklar, süper döşenmiş bir mekan ve sevimli sevis elemanları... Gerçekten harikaydı. Öyle bir yere göre fiyatlar da çok makuldü! Hemen hepimiz ayrı ayrı kimleri oraya götürebileceğimizin planlarını yapaya başladık. 1-2 saat oturup şaraplarımızı bitirdikten sonra, daha sonra bir daha gitmek üzere ağzımız kulaklarımızda ayrıldık mekandan.

Nihayet geçtiğimiz pazar 2. kez, arkadaşların da gelme vesilesi ile mekana tekrar gittim. Mekan aynı güzellikte bekliyordu bizi. Ama Ankara'da pazar günleri lanetli olduğundan mekanda kimsecikler yoktu. Belki 1-2 masa... Ama o kadar. Biz toplam 3-4 saat oturmuşuzdur. Masa sayısı hiç değişmedi bu süre zarfında. Gelenler gitti, yenileri geldi, sayı hep sabitti.



 İlk başta hepimiz içecek bir şeyler istedik. İçecekler ortalamaydı. Benim lattem getirilirken yarısı dökülmüştü. Çocuk önüme koyup gülünce, ben de gülüp "önemli değil" dedim. Sanki önemli olsa, yenisini dökmeden mi getirecekti? Tadı kötüydü ve soğuk gelmişti. Ama yapacak bir şey yoktu. Zevk almadan içip bitirdim. Masadaki diğer kişiler bitki çayı tarzında şeyler istedikleri için ne kadar kötü olabilirlerdi bilemiyorum, ama çok özellikli değillerdi, eminim. Çook uzun saat orada olduğumuz için (pazar günü kalkıp nereye gidilir sanki), içecek istekleri birkaç sefer devam etti. Mesela masaya çay istedik, soğuktu. Değiştirttik, tadı kötüydü. Bu nasıl bir özensizlik anlayamadım yani. Aslında mekan ilk bakışta şarap evi görüntüsü veriyor, menüye de birçok şarap eklemişler zaten. Ama öyle süper şarapları da yok, ilk gittiğimizde onu da deneyimledik zaten. Ama kalabalıktan mıdır nedir, gerçekten büyülenmiştik. Gerçi mekan hala güzel benim için, ama sadece dekorasyon ve ambiyans olarak, gerisinin pek de güzel olduğunu düşünmüyorum. Buyrun yemeklere geçelim:



 İstenilebilecek 3 farklı kategoriden yemek seçtik (bilinçli değildi). Somon Izgara, Mantar Soslu Tavuk ve Ton Balıklı Salata. Bence cafe tarzı yerlerde ızgara balık seçimi pek mantıklı değil. Balık zaten riskli bir yiyecek grubu olduğundan, her zaman taze midir değil midir sorusu çokça meşgul ediyor zihnimi. Ton balığı için geçerli değil bu tabii, o da konserve olduğundan dolayı...
 Mantar soslu tavuk öncelikle çok başarısızdı. Sunum sözde güzel yapılmaya çalışılmış (fotoğraf çok kötü, mekanda ışık bu kadardı), ama başarısızlıkla sonuçlanmış. Sözde mantar soslu tavuk ama, mantar hariç her şey vardı içinde. Hatta daha çok mısır ve zeytin vardı. Üzerindeki soya filizleri de çok gereksizdi, salata koysalarmış daha iyi olabilirmiş. Sanki acemi bir aşçının elinden çıkmış gibiydi. Somon ızgaraya gelirsek, tadına bakmadım ama arkadaşımın söylediğine göre o da başarısız ve yavandı. Yanındaki gıldır gıcıklar da başarısız görünüyordu.
Ton balıklı salata benim seçimimdi. Hiç de menüde yazdığı gibi bir içeriğe sahip değildi. Bolca yaprak ve lütfedilmiş ton balığı görünümü... Salatayı yanında gelen limon sosuyla falan biraz bir şeylere benzetmeye çalıştım. Zaten bence salata biraz çeşitlikli olmalı. İçinde ne kadar çok malzeme olursa o kadar hoşnut oluyorum ben. Yoksa ben de marulu alır, parça pinçik eder ve üstüne ton balığı döküp yerim evimde paşa paşa. Bir cafe eğer menüsüne "salata" başlıklı bir kategori ekliyorsa, bence biraz özelliği olmalı. Sonuç olarak kebabın yanına ikram getirmiyorlar, bizzat para verip, öğün yerine istediğim bir şeydi. Yani, yemek için çok başarılı değildi bence. Pazar günü gazabına mı uğradık onu da bilemiyorum. Birimizin yemeği güzel olsaydı fikrim değişebilirdi ama genel olarak bir özensizlik gördüm yemeklerinde ve içeceklerinde. Nedense zaten bir mekana ilk gittiğimde çok beğeniyorum ama 2. denemeler hep hüsranla bitiyor. Masala Cafe yazımda da aynı hayal kırıklığını yaşamıştım zaten...

Mekanın müzik tercihi konusunda da bir şeyler yazmak isterdim ama, ilk gittiğimde fonda çalan ve mekanla uyumlu ezgiler yerine, bu sefer gayet karaktersiz bir şekilde, Nilüfer'in son albümü (sanırım), Manowar ve ismini bilmediğim İspanyolca (Bessame mucho tarzı) parçalar çaldılar. Yani bu karaktersizliği neye borçluyduk bilemiyorum. Bir daha gider miyim? Evet giderim. O da mekanın güzelliği hatrına... Ama asla yemek yemek için değil... Birer kadeh şarap ya da bira içmek, Ankara'da değişik mekanlara gitmek isteyenler için uygun bir yer olabilir...

8.01.2011

Masala Cafe @Ankara

Bugün Masala Cafe'ye gittik. Burası, Şili Meydanı ve Paris Caddesi'nin kesiştiği yerde bulunmakta. Pakistan mutfağından örnekler sunuyorlar. Fakat menüde fix menü olarak hazırlanmış yemekler de var. Bunlar Türk yemeklerinden oluşuyor. Bu benim Masala Cafe'ye 2. gidişim. İlki Skingrat ile, bu sefer de arkadaşlarımla. İlk sefer mekan beni daha bir büyülemişti. Mekana girdiğimizde her masada farklı ülkeden insanlar, köşede tütsü ve fonda geleneksel Pakistan müzikleri vardı. İki seferde de servis çok yavaştı. Demek ki şansa değil, servis gerçekten yavaş. Sorduğunuzda 20 dk içinde hazır olacağını söylüyorlar ama 30-40 dakikayı buluyor. Çünkü tek aşçı var (kendisi Pakistanlı), 1 tane de servis elemanı var. Çok fazla kişi çalıştırmalarına da gerek yok aslında, çünkü mekan pek bir küçük.

Neyse efenim, ilk gittiğimizdekinin aksine, bu sefer kimsecikler yoktu girdiğimizde. Tütsü de yoktu, müzik de... Bir zaman sonra DVD'ye "Pakistan top 10 music videos " konuldu, o biraz durumu kurtardı gibi. Klasik olarak siparişler verilmeden ikramlar geldi sofraya.

CHANA CHAT, NAMAK PAREY AND CHATNIS

Başlangıç ikramlarını seviyorum ben. Türk damak tadından pek farklı değil. Sadece kimyon tadı biraz yoğun, ama o kadar. Ben ilk gittiğimde Jalfarazi Tavuk yemiştim. Buyrunuz fotoğrafı:
Çok ahım şahım bir tat değil. Ama yeterince doyurucu. Çok farklı bir tat da beklemeyin derim. Skingrat da ilk gittiğimizde karışık barbekü tabağı istemişti. Barbekü tabağındaki tüm etler zaten tek tek menüde var. Yani menüdeki Izgaralar kısmındaki her şey bu et tabağındaki etlerin her birinin adı. Konsept de hep aynı. Ne isterseniz isteyin, yanında sebze garnitür, salata ve basmati pilavı geliyor. Buyrun barbekü tabağı:
Benim gideceklere tavsiyem, eğer körili yemeklerden denemeyecekseniz, ki ben denedim ve çok ilginç bulmadım, ızgaralar bölümünden karışık barbekü tabağını deneyin. Çünkü bir tabakta bir çok yemeğin tadına bakmış oluyorsunuz. Bizim bugün istediğimiz yemekler, yukarıda gördüğünüz etlerin tek tek versiyonlarıydı. O yüzden fotoğraf koymuyorum.

Geçen gittiğimizde, yemeğin üstüne çay istemiştik, ikram olarak gelmişti. Bu sefer servis elemanının biraz gazabına uğradık. "Çay getireyim mi üstüne?" diye sordu. Kabul ettik. Pakistan usulü sütlü ve baharatlı çay getireceğini söyledi, onu da kabul ettik. Fena değildi çay. Daha çok aromalı sütlü kahve gibiydi. Denemeye değer, ama ikram olarak getirmemişler. Tanesi 4,5 liraydı. Yani işin bu kısmına da dikkat etmelisiniz.

Biz bu masada oturduk :

Ortalama bir mekan bence. Değişik şeyler denemek isteyenler için uygun. Ama sürekli gidilmez. Bir daha ancak bir misafir götürmeye giderim diye düşünüyorum.

Not: Fotoğrafların hiç biri bana ait değil. Cafe'nin Facebook sayfasından aldım. Cep telefonu ile fotoğraf çekip yayınlamaktan nefret ediyorum! Bu seferlik böyle olsun.

31.12.2010

29 Aralık 2010 Hindistan Büyükelçiliği Daveti

Çarşamba gecesi Hindistan Büyükelçiliğine davetliydik. Davetin nedeni ise, derslerimizden birine, büyükelçinin eşinin girmesi. Dersin son haftasında da dersi alan herkesi elçiliğe yemeğe davet etti.

İlk elçiliğin kapısından girdiğimizde, büyükçe bir bahçeden devam edip, hedef mekana ulaştık. Devasa ve güzel bir kapısı vardı. Kapıda bizi görevliler karşıladı. Montlarımızı verip topluca bize gösterilen yere doğru ilerledik. Gerçekten o kadar büyüktü ki, oda içinde odalar vardı. Her odanın kendine ait hoş bir havası vardı. İnsanı güzel hissettiriyordu.
Köşede duran ikram içkiler gerçekten çok hoştu. İlk 1,5-2 saat, içkilerden sorumlu görevli sürekli bizlere içki servisi yaptı. Her bir köşeye konulmuş aperatifler, sabırsız davetlileri yemeğe kadar oyalamayı başarabildi (bunlardan biri benim evet!). Ben içki faslına viski ile başladım. Onun ardından Skingrat ile içki keşfine çıktık. Görevlinin de önersiyle Campari'de karar kıldık. İlk defa denedik ikimiz de. O kadar çok beğendik ki!


İçkilerimizi bitirmemize fırsat kalmadan yemek salonuna çağrıldık. Kocaman ve şık bir davet masası vardı. Yemekler bir köşede, açık büfe şeklindeydi. Yemeklerin isimlerinin fotoğrafını, kalabalık yüzünden çekemedim. Ezberleyemedim de... Sadece içeriklerini biliyorum =) Yemeklerde domuz eti ve inek eti kullanılmamış olması ilginçti(!). Et olarak yalnızca kuzu ve tavuk eti vardı. Tavuk eti neye bulanıp pişirilmişti bilmiyorum ama yoğun bir baharat tadı vardı. Kuzu eti ise ıspanak püresine bulanmış, bir çok baharatla da çeşitlendirilmişti. Bunların dışında domatesle pişirilmiş çiftlik peyniri, bamya kızartması, sotelenmiş karnıbahar, körili ve limondan yenemeyek şekilde olan hamurumsu bir şey, körili ve değişik fıstıklı bir pilav, kırmızı ve yeşil biber sotesi... Aralarından hiç birini çok çok sevmedim. Ama yenmeyecek gibi de değildi. Asya yemeklerini çok tattığımdan, ilk yenildiğinde şok olunulcak bir durum yoktu.


Yemek faslından sonra tatlı faslına geçildi. Tatlı olarak da pirinçli, sütlaça benzeyen, ama tat olarak sütlaçla alakası olmayan, daha sulu, daha lapa pirinçli ve fıstıklı bir tatlı geldi. Çok şekerli değildi, bu yüzden hoşuma gitti. Diğer tatlı ise tereyağında havuç ve bol fıstığın kavrulmasından oluşmuş bir şeydi. Tadı hem sıcak cezerye gibi, hem de irmik helvası gibiydi. Bunu da beğendim. Ama yemek sonunda ağzımda bitmeyen bir zencefil tadı... O tadı bir türlü yok edemedim.
Yemek sonunda hepimiz içeri geçip, çay ve kahvelerimizi içmek için oturacak yerlere dağıldık. Ben tercihimi çaydan yana yaptım. Keşke kahveden yana yapsaymışım. Çay da çok baharatlı, değişik bir şeydi. Kahve insan kahvesiydi ama, tadına baktım... Misafirler yavaş yavaş dağılmaya başlarken, büyükelçi yanımıza geldi. Derken koyu bir siyaset muhabbeti başladı. Hazır adamı bulmuşken fena sıkıştırdık. Ama gerçekten o kadar tatlı birisi ki, kimseyi kırmadan tatlı tatlı konuştu tüm gece. Sonrasında herkes gidince eşi de (Hocamız) bize katıldı ve sohbet devam etti. Aslında çok daha uzun saatler devam edebilecek bir sohbetti ama, hocanın gözlerinin kaymasından ve esnemelerinden işgillenerek, ayıp olmasın diye kalktık =)) Yine görkemli bir yolculamadan sonra, içkinin verdiği gazla, Cinnah'ın en tepesinden Esat'a kadar yürüdük. Bazılarımız Kızılay'a kadar yürüdüler. Ama çok güzel bir gece geçirdik. Herkes yüzünde kocaman gülücüklerle ayrıldı...